ilişkiniz bitti Peki ya şimdi

İlişkiniz bitti! Peki ya şimdi... Uzmanlar teselliyi başkasında aramaktan yana değil. Peki ayrılık acısıyla beraber gelebilecek yeni bir ilişkinin geleceğini nasıl yönlendirmelisiniz? Yapılan araştırmalar sonucu edinilen bilgilere göre uzmanlar; biten bir aşkın
ardından yeni bir ilişkiye başlamadan önce;gerektiğinde risk alarak gelişmek gerektiğini söylüyor.. Ancak bu sayede ilk hataları tekrarlamamak mümkün olduğunu belirtiyorlar..

Biten bir ilişkinin ardından yeni bir ilişkiyi risk olarak görenlerin sayısı bir hayli fazla. Ama bu endişe, yine de çoğu zaman teselliyi bir başka insanda aramaya engel olamıyor. Peki, böyle bir ilişki ne kadar doğru?

Psikiyatristler, insanların yeni bir ilişkiye başlamadan önce mutlaka içlerinde özeleştirilerini yapmaları gerektiğini belirtiyor.Uzmanlara göre, mutluluğun yolu,”değişmek” ve “gelişmek” ten geçiyor.

İnsanlar biten bir ilişkinin ardından yeni bir ilişki için endişe duyuyorlar. Bu gibi durumlarda nasıl düşünülmeli?İnsanlar ya terk ediyorlar ya da terk ediliyorlar. Eğer terk edilirlerse, o partner ile ilgili bir hayal kırıklığı, acı, öfke yaşanıyor. Partnerden yola çıkılarak, “erkekler böyledir” ya da “kadınlar böyledir” diye genelleme yapılabiliyor. Bu da tabii bir sonraki ilişkiyi olumsuz etkiliyor. Genel olarak, karşı cinsle ilgili bir tür güvensizlik, öfke ya da uzak durma eğilimi olabiliyor. Bir başka yaklaşım ise, yalnızlık korkusu olabiliyor. Bu insanların kendilerine güvenleri azalıyor ya da endişeli, kaygılı olabiliyorlar. Bu gruptaki risk; çok çabuk, bir şekilde önlerine gelen ilk kişiyle bir ilişkiye başlamak. Kendilerine hiç de uygun olmayan ama ruhlarını okşayacak bir partner tercih edebiliyorlar. Partnerin sevecen, güvenilir, dengeli olması lazım. Ama ayrılan insanlar çok çabuk bir ilişkiye başladıklarında, eski ilişkilerinin kriterlerini baz alıyorlar. Yani eski partner, güvenilmezse, güvenilir olduğunu düşündükleri ilk kişi ile birlikte oluyorlar. Oysa biz bunu önermiyoruz. Bir insan çok güvenilir olabiliyor ama sevecen olamayabiliyor.

İkinci ilişkide ilk ilişkideki hataları tekrarlamamak mümkün mü?
Genellikle ilişkide ortaya çıkan sorunlar, her iki tarafın da çeşitli oranlarda katkılarıyla ortaya çıkıyor. Kişinin o ilişkinin iyi gitmemesine, kötü gidişine kendi katkısını fark etmesi çok önemli. İlişkinin gidişatıyla ilgili sorunlar ortaya çıktığı zaman nasıl çözmeye çalıştıkları, kaçma eğiliminde olup olmadıkları da çok önemli. Kişi eğer bu sorunlara kendi katkısını görmezse, o zaman aynı sorunlu davranışları bir sonraki ilişkiye taşıyor. Genellikle erkeklerdeki
sorun, kendilerini partnerlerinin yerine koymuyor, empati kuramıyorlar. Kadın olduğunu çoğunlukla unutup, erkek arkadaşlarıyla kavga eder gibi ediyorlar. Kadının dünyasını duygularını ve bakış açısını kafalarında canlandıramıyorlar. Erkek sert konuştuğunda, kadına onu sevmediği mesajları gidiyor. Ve bu da kadını çok yaralıyor. Kadın ise, kendi isteklerinin onu ifade etmeden karşılanmasını istiyor. “Söylendikten sonra kıymeti yok” anlayışı ilişkileri tehdit eder. Kadın erkekten zihnini okumasını bekliyor ama erkek bunu yapamayabilir, kadının ifade etmesi gerek. İnsanlar, iyi bir ilişkide karşılıklı olarak isteklerini dile getirebilmeli. Bir de partnerlerinin istek ve ihtiyaçlarını yerine getirirken, bunu partnerlerinin istediği tarzda yapmayı başarmalılar.

Sağlıklı bir ilişki nasıldır?
Sağlıklı bir ilişkinin ilk prensibi, bizim düşündüğümüz tarzda sağlıklı bir ilişkinin olmadığını kabul etmekle başlıyor. Sorunsuz ilişkiler sadece filmlerde var. Ortaya çıkan sorunları birlikte başarmaya hazır olmak, bunun için fedakârlık yapmak gerek. Değişimin olmadığı bir ilişki düşünmek mümkün değil. “Ben böyleyim, buna uyacaksın” demek aslında bir ilişkiyi yetersiz olmaya mahkum etmekten başka bir şey değildir.

İlişkide dürüstlüğün dozu ne olmalı?İnsanların yaşamlarında “mutlak dürüstlük” zaten yok. Böyle bir dünya yok. Belki şunu ayırmak lazım: Karşısındaki insanı kandırmaya, aldatmaya yönelik olarak, aslında söylenebilecek bir şeyi, kendi istek ve ihtiyaçlarını karşılayarak, söylememek. Yani kendisine bir avantaj yaratmak… Dürüst olmamak ile aldatmayı birbirinden ayırmamız gerekir. Arkasındaki niyete bakmak gerekir. “Ona asla güvenemem” yaklaşımında, nasıl şartlarda, nasıl yalan söylenmiş, test etmek lazım karar vermeden önce. Bir de karşımızdaki insan dürüst olamadıysa, bunda bizim payımız ne, ona da bakmalıyız. Bazı partnerlerin hiç toleransları yoktur. Sınırların çok dar olduğu bir noktada karşınızdaki insanın dürüst olmamasını, aslında siz planlamış olursunuz. Aldatma ile dürüstlüğü, birbirinden ayırmak gerekiyor. Eğer partnerinizi aldatıyorsanız, ya da o sizi aldatıyorsa, hiç şansınız yok demektir. Kendinizi, karşınızdaki insanı ve ilişkiyi gözden geçirmelisiniz. İyi gitmeyen bir ilişkiden sonra, “neden iyi gitmedi” diye de bakmak gerekir.

Fitness Alzheimer ı önlüyor

Fitness Alzheimer “Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur” sözü doğrulandı! Bilim adamları fitness”ın unutkanlığa ve alzheimer hastalığına karşı koruyucu olduğunu ve hastalığı durdurduğunu kanıtladı. ABD’de bilim adamlarının, beyin ve fitness ilişkisi üzerinde yaptıkları araştırmalar sonucunda fitness”ın başlangıç safhasındaki Alzheimer hastalarına da yarar sağladığı ortaya çıktı.

Alzheimer hastalığının başlangıç safhasındaki hastalar üzerinde yapılan araştırmada, vücutları daha fit olan hastaların beyninde daha az hasar meydana geldiği saptandı.

Sağlıklı insanlarda, fitness ve egzersizin beyinde, ilerleyen yaşa bağlı değişiklikleri yavaşlattığı biliniyor. Son bulgular ise, Alzheimer’in başlangıç safhasında olan hastaların da egzersizden yarar görebileceği yönünde.

Alzheimer Derneği Medikal ve Bilimsel Danışmanı Dr. Sam Gandy, “Eğer Alzheimer hastası iseniz, fit olmak için geç kalmış sayılmazsınız” diyor.
University of Kansas Tıp Merkezi araştırmacıları, 60 yaş üzeri 56 sağlıklı yetişkin ve 60 başlangıç seviyesindeki Alzheimer hastası üzerinde fitness ve beyin ilişkisini araştırdı.

Araştırmacılar, oksijen tüketimini ölçen koşu bandı testlerine dayanan kardiyovasküler fitness testini uyguladılar. MRI (manyetik rezonans görüntüleme) yöntemiyle beynin özellikle hafıza kısmına odaklanarak beynin hacmini ölçtüler.

Araştırmanın sonuçları, Chicago”da Alzheimer Derneği Uluslararası Konferans”ında sunuldu. Alzheimer’da beynin hippocampus bölgesinin hasar gören ilk bölge olduğu ve Alzheimer başlangıcındaki hastalar arasında fiziksel olarak fit olanlar, olmayanlara göre beynin hafıza açısından önemli olan hippocampus bölgesinde daha fazla beyin hacmine sahip.

Araştırmayı yürüten Robyn Honea “Bu çalışma, beyinde hasarın tam olarak nerede meydana geldiğini bulmak açısından bir ilk. Alzheimer”e bağlı hafıza kaybının gerçekleştiği kilit bölge olan hippocampusta fitness”a bağlı değişiklikleri tespit etmek mümkün” dedi.

Başka bir araştırmada da Avustralyalı araştırmacılar, hafıza kaybı yaşayanların bakıcıları tarafından yönlendirilen 12 aylık bir ev egzersizi programıyla hafıza kaybının yavaşladığını ve daha iyi bir yaşam kalitesine ulaştıklarını ortaya koymuştu.

20 yıllık diyet öldürdü

20 yıllık diyet öldürdü Anoreksiya hastalığına yakalanan, 21 yıl boyunca sadece salata yiyerek beslenen ve böbreklerini kaybeden Tekfen Holding Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ayşe Leyla Akçağlılar vefat etti. Anoreksiya hastalığına yakalanan, 21 yıl boyunca sadece salata yiyerek beslenen ve su bile içmediği için 2 böbreğini kaybeden Tekfen Holding Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ayşe Leyla Akçağlılar önceki gün vefat etti. Butterfly çikolata ve pastanelerinin de sahibi olan ancak tatlıyı bilmeyen Akçağlılar, sağlıksız diyetin zararlarını her fırsatta anlatıyordu.

Tekfen Holding’in kurucularından Necati Akçağlılar’ın kızı ve Tekfen Holding Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ayşe Leyla Akçağlılar 50 yaşında vefat etti. Butterfly çikolatalarının ve pastanesinin sahibi de olan Akçağlılar, 21 yıl süren diyeti sonucu böbreğini kaybetmiş, 2007 yılında kuzeninin böbreğiyle yeni hayatına başlamıştı. Anoreksiya hastası olan Leyla Akçağlılar, dört yemek ve tatlı kitabı da yazdı. Son kitabı ’Böbrek Yetmezliğinde Doğru Beslenme’ ile kendi yaşamından yola çıkarak böbrek hastalarının doğru beslenmesini sağlamaya çalıştı.

Paris’te zayıflık arzusu

Çocukken aile dostlarına ve arkadaşlarına özenle masalar hazırlamaktan, yemek pişirmekten hoşlanan Leyla Akçağlılar, 18 yaşında Paris’e ekonomi okumaya gittiğinde zayıflık tutkusu başladı. Zayıflık o yıllarda moda olmaya başlamıştı. 1978’den 1999’a kadar 21 sene sadece salata yiyerek ve su bile içmeden yaşadı. Balık ve et yemekten, protein almaktan özenle kaçınan Akçağlılar’ın böbrekleri, anoreksiya hastalığı sonucu iflas etti. 5-6 yıl kronik böbrek yetmezliğiyle uğraşan Akçağlılar, 2007 yılı sonunda kuzeninin böbreğiyle yeniden hayata döndü ve sadece 9 ay süren ’ikinci hayatım’ dediği dönemi yaşadı. 13 Eylül’de vefat eden Leyla Akçağlılar’ın cenaze namazı bugün Bebek Camii’nde öğle namazından sonra kılınacak. Cenaze Aşiyan’daki aile mezarlığına defnedilecek.

Bedenimi kontrol edeyim

Leyla Akçağlılar, geçtiğimiz haziran Hürriyet Gazetesi’nden Mesude Erşan’la röportajında, zayıflık arzusunun tutkuya dönüştüğünü şu ilginç sözlerle aktarmıştı: “Paris’teyken dönemin mankeni Twiggy çok zayıftı. Genç kızlar onun kadar ince olmak istiyordu. Ben de bu eğilimden çok etkilendim. Yememek için kendimi tuttum. Türkiye’deyken ailem tüm yaşamımı kontrol ediyordu. Taleplerimi her zaman yerine getiriyor, hayır diyemiyordum. Çok düşkün olduğum babam çok dominanttır. Hiçbir şeye kendim karar veremiyor, yalnız yapamıyordum. Paris’e tek başıma okumaya gidince, hiç olmazsa bedenimi kontrol edebilme şansım oldu. Kendimi cezalandırmak istercesine vücudumdan acısını çıkarmaya çalıştım. Üzüldüm kendimi aç bıraktım. Kızdım yine aç bıraktım.”

Cordon Blue’da eğitim

Türkiye’de adını Tekfen Holding’te aldığı görevlerden çok arkadaşı Ebru İpekçi ile birlikte açtığı Butterfly pastanesi ve el yapımı Butterfly çikolatalarıyla duyuran Leyla Akçağlılar, tatlının tadını da bilmiyordu. Akçağlılar, Paris’te ekonomi eğitiminin ardından Fransa’nın ünlü yemek okulu Le Cordon Bleu’ya gitti. Ailesi, yememe hastalığına yakalanan kızlarını en başından fark etmiş ve terapiler almasını, kliniklere yatmasını sağlamıştı.

Sakın vejetaryen olmayın

Proteinin insan yaşamındaki önemini ne yazık ki sağlığını kaybettikten sonra anlayan Ayşe Leyla Akçağlılar, vejetaryen beslenme modelini kimseye önermediğini her fırsatta insanlara duyurdu. Doktorların uyarılarını dikkate almadığını ve “Ben gencim bana bir şey şey olmaz” dediğini itiraf eden Akçağlılar, özellikle gençlerin aşırıya kaçmadan bütün besinlerden faydalanmasını tavsiye ediyordu.

Çocukken yediği etin tadını unutmuştu

AYŞE Leyla Akçağlılar, proteinsiz sadece salata yiyerek geçirdiği 21 yılın ve böbrek yetmezliği çektiği yılların ardından 2007 yılı sonunda Los Angeles’taki böbrek nakliyle yeniden et yemeye başlamıştı. Çoçukken et yiyen ve daha sonra uyguladığı diyetle vejetaryen olan Akçağlılar, yeniden yemeye başladığında etin tadını hiç hatırlamıyordu. Akçağlılar böbrek naklinden sonra etin yanı sıra her gün iki öğün balık ve yumurta gibi protein içeren gıdalar almaya başlamıştı.

El yapımı çikolata üretti, hiç yemedi

Zayıflık tutkusunun yanında Ayşe Leyla Akçağlılar, yemek pişirme tutkusuna da sahipti. Ebru İpekçi ile birlikte 1997 yılında yemek kitapları yazmaya başladı. İkili daha sonra 2003 yılı sonunda da Butterfly pastanesini açmıştı. 2005 yılında Butterfly’da el yapımı çikolatalar da üretiliyordu. Çocukluğundan beri aslında tuzlu seven Akçağlılar, Butterfly’da pişirilen her şeyin tadına ufak bir ısırık alarak bakmakla yetiniyordu.

enerjinizi meditasyonla dengeleyin

Enerjinizi meditasyonla dengeleyin! Eğer mazeretlerinizi bir kenara bırakıp, meditasyon yapmayı başarırsanız, hem ruhsal hem de bedensel enerjinizi dengeleyebilirsiniz. Araştırmalar, meditasyonun kan basıncından stres düzeyine kadar hemen her konuda fayda sağladığını ortaya koyuyor. Düzenli olarak meditasyon yapan kişiler, yapmayanlara kıyasla daha uzun yaşıyor ve bu kişilerin kalp-damar hastalıklarına yakalanma oranları daha düşük oluyor. Sağladığı bunca yarara rağmen birçok kişi çeşitli nedenlerle bu terapi yönteminden uzak duruyor. Oysa meditasyon yapmak için sanıldığı gibi bir köşede gözleriniz kapalı saatler boyu, sessiz sessiz oturmanız gerekmiyor! Bazı kuralları farklılaştırarak, pekala bu işi de kendinize ve kişiliğinize uygun hale getirebilirsiniz. Üstelik bunun için çok fazla zaman ayırmanız da gerekmiyor. Araştırmalar, bu iş için günde sadece 20 dakika ayırmanın fayda sağlamak için yeterli olduğunu ortaya koyuyor.

Biz de. Özellikle meditasyon yapmayı isteyen ama bir türlü başlayamayanları düşündük ve insanları meditasyon yapmaktan alıkoyan en önemli 6 mazereti araştırdık. Ve uzmanlara danışarak, bu mazeretlerin üstesinden gelmeyi kolaylaştıracak çözüm yollarını derledik…

Mazeret 1:
Gözlerimi kapatmaktan hoşlanmıyorum
Hayır; kesinlikle kapatmak zorunda değilsiniz! Sessiz bir köşede, rahat bir pozisyonda oturun ve çevrenizdeki herhangi bir objeyi seçin. Şimdi o objeye sanki onu ilk defa görüyormuş gibi bakın. Sadece bakın, hepsi bu.., Kuşkusuz o objeye bakarken aklınıza birçok başka şey gelebilir, düşünceler akabilir, ancak siz yine de tüm dikkatinizle seçtiğiniz şeye odaklanın. Odaklanmak için nede karar kılacağınızdan pek emin değil misiniz? Mum alevini, bir demet çiçeği ya da bir ağacı seçebilirsiniz,., Bunu meditasyon sırasında da devam ettirebilirsiniz.

Mazeret 2:
Düşüncelerimin akışına hakim olamıyorum
Bu, meditasyon sırasında en sık dile getirilen sorunlardan biri, Düşüncelerin birbiri ardına akmasına engel olamıyorsanız bir de bu yöntemi deneyin: Sessiz bir köşeye oturun ve düşüncelerinize odaklanın. Aklınızdan geçenleri sanki dışarıdan bakıyormuşçasına gözlemleyin. Bu akan düşünceler arasında küçük bir boşluk yakalamaya çalışın. Ve düşünceler arasında yakaladığınız bu boşlukları uzatmaya, bu boşluklarda zihninizi dinlendirmeye çalışın.

Mazeret 3:
Sessiz bir yer bulamıyorum
Hayır, bu da sizi meditasyon yapmaktan alıkoyacak bir mazeret değil, bize göre… Günlük yaşamınızı geçirdiğiniz mekanlardaki sesleri dinleyerek, bu eylemi meditasyonun farklı bir formu haline getirebilirsiniz. Rahat bir pozisyonda oturun ve sesleri kulağınızı tırmalayan bir gürültü gibi değil de biraz daha farkına vararak dinleyin. Normalde dikkatinizden kaçacak kadar uzak olan sesleri, zar zor duyulacak kadar alçak olanları dinleyin… Ardından bu egzersizin sonuçlarını gözden geçirmelisiniz. Kendinizde bit farklılık gözlemlediniz mi? Ya da daha iyi bir dinleyici olmanın ne kadar büyük bir efor gerektirdiğini? Hiç fark etmediğiniz ne kadar çok ses olduğuna ve bu kadar çok sesi nasıl duyabildiğinize şaşırdınız mı? İşte size harika bir meditasyon deneyimi!

Mazeret 4:
Dikkatimi odaklamak imkansız görünüyor
Meditasyonun amacı dikkatinizi toplayarak, içinde bulunduğunuz ana yüzde yüz odaklanmanızı sağlamaktır. Zen üstadıyla öğrencisi arasında geçen ünlü bir diyalog vardır. Öğrenci üstadına sorar; “Usta, aydınlanmışlığı yaşamıma nasıl geçirebilirim? Onu günlük yaşamımın her anında nasıl deneyimleşebilirim?” “Yemek yiyerek ve uyuyarak” diye yanıtlar üstat. “Ama herkes yemek yiyor ve uyuyor” der öğrencisi, “Herkes yemek yerken sadece yemez, uyurken sadece uyumaz” diye yanıtlar üstat. Anlamı gayet açık, hayatın her anının farkında olun…

Mazeret 5:
Huzursuz biriyim, sabit duramıyorum!
Meditasyonda en önemli şey, başlamadan önce rahat bir pozisyon bulmaktır, insanlar nedense meditasyon yapmak için çalışırlar, bunun sonucunda da tabii ki bu pozisyonda rahat edemezler. Rahatlayıp uygun pozisyonu bulduysanız şimdi kıpır kıpır, yerinde duramayan yapınızla baş etmeye çalışabilirsiniz. Bunun için nefesinize odaklanın ve sakin bir şekilde nefes alıp verin. Birkaç dakika sonra dikkatinizi vücudunuza yönettin. Vücudunuzda herhangi bir ağrı, rahatsızlık ya da zevk veren bir şey hissediyorsanız bu duygulara yoğunlaşın ve keyfine varın, ama sabit bir şekilde durmaya da devam edin. Böylece bu duyguların dikkatinizi dağıtmasına izin vermek yerine onları kabul etmeyi öğrenirsiniz. Bir sonraki aşamada organlarınız ve fonksiyonları üzerine düşünün. Kalbiniz, akciğerleriniz, böbrekleriniz, mideniz,., Kanınızın bir nehir gibi akıp çevresindeki tarlaları yani organlarınızı beslediğini hissedin… Vücudunuzdaki tüm organlarının birbirlerine bağlı olduğunu ve birbirlerine ihtiyacı olduğunu hatırlayın…

Mazeret 6:
Düşüncelerimle baş başa kalınca moralim bozuluyor
Bazılarına meditasyon zor gelir, çünkü bu onları iç dünyalarına odaklanmaya zorlar. Oysa iç dünyanın deşifresi gerçekten çok yararlı olabilir. Deneyeceğiniz bu yöntemle negatif duygulardan kurtulup daha pozitif ve kendine güvenli biri olabilirsiniz: Sakin bir köşeye oturup gözlerinizi kapatın ve diğer insanların size yakıştırdığı etiketleri analiz edin. Asi, kurban, altın kız, soğuk, ukala vs vs.. Bunları bilinç üstüne çıkarmak size biçilen bu giysilerden kurtulmanın ilk adımıdır. Başkalarının size giydirdiği giysileri, sizi soktuğu kalıpları düşünün ve onları daracık, sizi sıkan bir elbise gibi hayal edin. Hazır olduğunuzda bu giysinin fermuarını açın ve ondan kurtulun ve bir dakika boyunca çıplak kaldığınızı düşünün… Eğer yeni bir kimlik istiyorsanız kişiliğinizi daha iyi ifade eden ve size daha yakışan bir giysi seçin, Kırmızı halıya layık, şık bir elbise ya da uçuşan ipeklilere ne dersiniz?

Mudra ve Mantra
Meditasyon yapmaya karar verdiyseniz, o zaman biraz da meditasyon terminolojisinden haberdar olmanız gerekiyor. Mudra ve Mantra meditasyonda en fazla telaffuz edilen iki sözcük. Mudra, el pozisyonları anlamına geliyor. En sık kullanılan şekli ise başparmak ve işaret parmağı birleştirilerek yapılan şekil. Mantra ise sürekli tekrarlanan söz olarak tanımlanabilir. Kendinize Hindu dilinde herkesin bildiği bir mantra seçebileceğiniz gibi, Türkçe sizi anlatan bir sözcük de söyleyebilirsiniz.

yeni sezona sıkı hazırlanın

Yeni sezona sıkı hazırlanın! 2008 Sonbahar – Kış sezonuyla ilgili bilmeniz gereken bütün trendler ve detaylar burada… Sezon modası çoklu kişilik bozukluğundan muzdarip olsa da siz hala kendinizsiniz. Trendy görünümlerden birini alıp üzerinize uyarlamaya çalışmak yerine, sezonun anahtar parçalarından faydalanarak gardırobunuza yeni ve özel giysiler eklemeye bakın.

Dekoltenin sonu
Bütün dünya modasında bu sezon ortak bir tavır dikkati çekti: Seks böceklerine ölüm! Her sezon en kışkırtıcı kıyafetleri yapan Roberto Cavalli, Dolce & Gabbana, Versace gibi İtalyan modaevleri bile, ateşi kıstılar. Tabii ki bir rahibeye de dönüşmenizi istemiyorlar. Sezonun seksi görünümü sadece daha az müstehcen, daha az açık saçık. Örtünme/açılma ayrımını şöyle uygulamaya ne dersiniz? Derin yırtmaçlı dar bir eteğin üzerine, boyuna kadar kapalı fularlı bir bluz giyin, örneğin. Sezonun trendy kumaşı danteli en çok kullanan Prada”da mavi Oxford gömleğin üzerine giyilen kolsuz dantel elbise kombinasyonu da, bu ikiliği çok güzel anlatıyor. Göğüs ve sırt dekoltesi için vitrin oluşturan gece elbiseleri bile, bu sezon çok daha muhafazakar. Calvin Klein veya Halston”da görüldüğü gibi, en fazla vücudu sarıyorlar, ama yine çok seksiler.

Bu sezonun en seksi 11 kıyafeti

Siyaha dönüş
Halihazırda gardırobunuzda, sizi anında daha ince gösteren düz siyah parçalarınız mutlaka vardır. Simdi, sıradan olmayan, ilginç dokulara sahip (Prada”nın siyah dantel kalem eteği gibi) veya güçlü, heykelsi bir siluet yaratan (Jil Sander”in keskin bir kesime sahip yünlü elbisesi gibi) parçalara yatırım yapmanın tam zamanı. Drape bir ceket olsun, bir pantolon-ceket takım veya dar bir elbise olsun, önemli olan kabarık kol, fırfır ve volan, origami kesimi veya metalik kaplamalı kumaş gibi sıra dışı detaylarla siyah kıyafetinizin dikkat çekici olmasını sağlamak. Bu sezonun en önemli yatırımı, küçük siyah elbisenin “remix” versiyonları.

Zıtlığın uyumu

Doğanın renkleri
Siyah melankolik olmanıza yol açıyorsa, bir manava gidin ve ne renk giyeceğiniz konusunda buradan esinlenin. Balkabağı (bir Narciso Rodriguez paltoda), parlak kırmızı elma (bir Tommy Hilfiger gece elbisesinde), yeşil zeytin ve hardal sarısı, bu sezonun renk skalasına ilham verdiler. Proenza Schouler”in safran rengi elbise, patlıcan moru çorap ve tarçın rengi süet platform ayakkabılarla yarattığı muhteşem karışım gibi, siz de kendi renklerinizle kendi hikayenizi anlatın. Sonbaharın renk paleti, aynı zamanda pastel tonları ve çiçek desenleriyle de çok iyi uyum sağlıyor. Bkz. Nina Rİcci”nin sifon ve saten üstleriyle giyilen parlak altın rengi ceketler ve opak yosun rengi pantolonlar.

Fırfır hakimiyeti
Eğer yeni sezonda sadece bir parça alacaksanız, bu kesinlikle önü fırfırlı bir bluz olmalı. Romantik şifondan yapılmış, kolları dalgalanarak aşağıya inen fırfırlı veya volanlı bir bluz, sezonun hem klasik parçalarına hem de maskülen kesimlerine mükemmel bir feminen dokunuş veriyor, örneğin, Oscar de la Renta ve Valentina”da fırfırlı bluz, klasik pantolonlara ve kalem eteklere daha rafine bir görünüm kazandırdı. Bili Blass”taki gibi, kocaman fiyonklu bir bluz ise, kıyafeti sıradanlıktan çıkardı. Boğaza kadar fırfırla hezeli bir bluz, gotik deri taytlar veya motosiklet ceketleriyle de harika duruyor. Tıpkı Givenchy”de görüldüğü gibi…

Pantolon klasikleri
Kim ne derse desin! İlkbahar sezonunun pantolonları pek garipti. Hiçbir estetiği olmayan şalvar modelinin bu kadar çok kullanılması, oldukça dikkatimizi çekti. Bizim açımızdan tek bir işe yaradılar, o da yeni kış sezonunda pantolonların bol kesimli olacağının haberini vermek. Geniş paçalı modelleri sevenler, bu sezon çok şanslılar. Marc Jacobs, Proenza Schouler, Louis Vuitton ve Yves Saint Laurent”da harika seçenekler var. Sezonun en önemli pantolon haberi ise, gece pantolonları. Saten, payetli, kadife olanlar veya Giorgio Armani”de gördüğümüz smokin stili pantolonlar, yıllar sonra bu sezon davetlerde bol bol pantolon göreceğimize işaret ediyor.

Kış çiçekleri
Ağır kış kumaşlarını çiçeklerle hafifletmek sezonun en harika fikirlerinden biri. Çiçek deseni, uçuşan elbiselerde ve bluzlarda çok güzel duruyor, ancak doğru parçalarla tamamlamalısınız. Sağlam görünümlü bir palto veya ceketle başlayın. Gucci”deki erkeksi paltolar veya Chloe”deki kalın yünlü ceketler olabilir. Renkli tayt çoraplar desenli elbiselerle fena durmasa da, daha kışa uygun bir görünüm için siyah opak taytları tercih edin. Örneğin, Dries van Noten”da sık görülen siyah fonlu çiçek desenine siyah taytlar çok yakışır. Desenin fazla tatlı görüntüsünü, Missoni”nin bağcıklı botları gibi hardcore bir ayakkabı ve kalın yünlü bir trikoyla kırabilirsiniz.

Ayakkabı dünyası
Açık saçık giyinmek için geç olabilir, ama seksi ayaklar hala çok moda. Çok yüksek topuklar, normalde gayet masum görünen bir kıyafetin seks katsayısını artırmanın en kolay yolu. Daha ateşli bir görüntü için, çizmelere başvurun. Yves Saint Laurent”da pantolonları tamamlayan iğne topuklu baldırda biten botlar ve Jil Sander”da kalem eteklerin altında giyilen, pleksİ topuklu dizüstü streç çizmeler, sezonun seksi modellerinden sadece ikisi. Eğer abartılı tasarımlardan hoşlanmıyorsanız, platform topuklu klasik süet ayakkabılar, tam size göre. Geniş paçalı pantolonlarla ve mini elbiselerle de harika duruyorlar.

zeki den denize atlayış

Zeki Zeki Triko 2008 koleksiyonunda yer alan “Denize Atlayış” teması yeni tatların ve yüksek enerjinin sezonla buluşması, dinamik ve eğlenceli bir zamanı müjdeliyor… Doğallıkla renkliliğin arasındaki tadı spor giyime ve şehirsel yaşama karıştırıyor. Straplez, büyük ve küçük üçgen olmak üzere vücudunuza uygun her model bikiniyi bulmanız mümkün. Zeki Triko bu temasında doğal kumaşlar ve sentetikler iç içe… Aynı şehir hayatındaki farklı yaşamları bikini ve mayolarına taşıyor.

vücut tipinize uygun giyinin

Vücut tipinize uygun giyinin Uzun boylu, kısa boylu, şişman, zayıf hiç fark etmez. Güzel ve estetik görünmek için önemli olan vücut şeklinize uygun kıyafet seçimini yapmak… Sizin için kıyafet seçmek bir ızdıraba mı dönüşüyor? Her gün aynanın karşısına geçip “Acaba bugün ne giysem?” diye mi düşünüyorsunuz? O zaman şu an doğru yazıyı okuyorsunuz. İşte size vücut şeklinize uygun giyim önerileri…

Balıketli bir vücuda sahipseniz

Toplu kadınlar genellikle bol giysiler ve gösterişsiz renklerle vücutlarını saklamak eğilimindedir. Ancak bunun yerine üzerinize oturan, göğüs ve kalçalarınızı saran giysileri tercih etmekte fayda var. Vücudunuzun beğendiğiniz yanlarını öne çıkarmak için aksesuarlardan da yararlanabilirsiniz. Mesela dikkati ince belinize çekmek için, kontrast renklerde şık bir kemeri, gözden kaçmayacak parlak ayakkabılarla tamamlayabilirsiniz. Unutmayın, bol kesimli giysiler sizi daha da hımbıl gösterir. Üzerinize oturan tok kumaşlar daha şık durur.

Olmazsa olmazlar

* Kalçaları dik tutacak, bacaklarınızı uzun gösterecek size uygun yapılmış bir pantolon.

* Korse şeklindeki üstler belinizi de ortaya çıkarmada birebirdir.

* Rahat, yüksek topuklu bir ayakkabı, hem uzun gösterir, hem de yürürken salınmanızı sağlar.

Uzun ve inceyim diyenler

Bu vücut tipine sahip kadınlar her şeyi giyebilirler. Üstte taşınması zor pek çok trend, bu vücut tipinde harika durur. Bu nedenle maceracı olup, değişik kombinasyonları rahatlıkla deneyebilirsiniz. Peki nelerden kaçınmanız gerekiyor? Eğer göğsünüz küçükse, düşük kesimli üstlerden uzak duruyorsunuz. Ayrıca baldır hizasında biten kısa paçalı pantolonlar ve dirseğin biraz altında biten kol boyuna da dikkat. Bunlar çok kısaymışsınız gibi bir etki yaratabilir.

Olmazsa olmazlar

* Dar pantolonlar. Bunları topuklular, ya da babetlerle giyin.

* İnce ve üzerinize yapışan uzun elbiseler.

* Uzun olan gövde boyunu daha kısa göstermek için yatay çizgili üstler.

* Jean veya şık pantolonlarla giyebileceğiniz jarse üstler.

Ufak tefek misiniz?

Bu tip bir vücuda sahip olanlar için en önemli şey, giysilerinizin üzerinize oturmasıdır. Tek renk giyinmek ve koyu renkleri seçmek modern bir görünüm ve bütünlük sağlar. Minyonlara en çok kısa etekler yakışır. Uygun çoraplar ve ayakkabılar boyunuzun da daha uzun görünmesini sağlar. Farklı renk ve tarzları bir arada kullanmak dikkati böleceğinden, sade modeller, tepeden tırnağa tek bir renk kullanımı ihtiyacınız olan bütünlüğü sağlar.

Olmazsa olmazlar

* Diz üzeri etekler.

* Üzerinize oturan kazaklar.

* Pantolonlarla giymek üzere az topuklu botlar.

* Üzerinize uygun boru paça pantolonlar. Daha uzun görünmenizi de sağlarlar.

Vücudunuza hangi kıyafetlerin yakıştığını, hangilerinin yakışmadığını biliyor musunuz?

Kısa boyluysanız…

Pantolon: Eğer vücudunuzun üst kısmını uzun göstermek istiyorsanız düşük belli pantolonlar tercih etmelisiniz. Bacaklarınızı olduğundan uzun göstermek için ise yüksek belli ve düz inen pantolonlar seçin. Kontrast renklerden ve iri desenlerden kaçının. Canlı renkleri üstünüzle aynı tonlarda olmak kaydıyla rahatlıkla kullanabilirsiniz.

Ceket ve gömlek: Fazla uzun veya belde biten kısa ceketlerden kaçının. Bele oturan ve kalça hizasında kalan modeller seçin. Düşük belli bir pantolon giymek istiyorsanız üzerine saçaklı, püsküllü veya payetli bir gömlek kullanabilirsiniz. Altla üst arasında renk kontrastları yapmayın, illa bir kontrast yapmak istiyorsanız, kumaş türü kontrastları uygulayın: ipek bir elbise üzerine jean ceket gibi.

Elbise: Tek renk ve düz kesim elbiseler silueti daha uzun gösterir. Ayrıca kadınsı ve seksi kesimleri de rahatlıkla kullanabilirsiniz. Etek boyu baldırların ortasına hatta topukların hemen üstüne kadar inebilir.

Kiloluysanız

Pantolon: Pantolonlarınızı mümkün olduğunca krep gibi dökümlü kumaşlardan seçin.

Üst: Özellikle pantolon üzerine, bacaklarınızın üst kısmına dek inen uzun tunikler giyin. Göz alıcı, dikkat çekici büyük desenler yerine tek renk ve koyu tonları tercih edin. Dekolte kullanmaktan kaçınmayın ama kalın ve belinizi saran kemerlerden Kaçının!

Ceket: Dökümlü kumaşlardan olanları tercih edin; mümkünse önünü iliklemeden giyin. Ceketlerinizde büyük vatkalar yerine daha küçük, omuzlarınızı hafifçe yükseltecek vatkalar kullanın.

Elbise – etek: Asla vücudunuzu sarmamalı, streç kumaşlara veda edin! Vücuda yapışmayan, uçuşan kumaşlar idealdir. Renk olarak daha çok tek renk ve koyu tonlar kullanın. Emprime seviyorsanız minik desenlileri tercih edin. Etek boyu baldırlarınızın hemen altına dek inmeli; daha uzun boylar da rahatlıkla kullanabilirsiniz.

Geniş kalçalıysanız…

Pantolon: Geniş pantolonlarla kalçalarınızı kamufle etmeye çalışmayın. Dökümlü kumaştan dikilmiş, düz kesim pantolonlar giyin. Her zaman koyu ve tek renk tercih edin. Asla ve asla tayt giymeyin!

Üst: Üstünüz ince ve kalçalarınız genişse, vücudunuzdaki bu farkı yok etmeniz gerekiyor. O halde, dikkati vücudunuzun üst kısmına çekecek tarzda gömlek, kazak, tişört giymekte tereddüt etmeyin. Çiçekler, geometrik şekiller, karışık renkler, hatta büyük aksesuarlar kullanın, minik dekolteler uygulayın. Göz ve dudak makyajına ağırlık verin.

Elbise – etek: Eteklerinizde dökümlü kumaş ve nötr renkler (siyah, gri, bej gibi) kullanın. Verev kesim ve büzgülü modellerden kesinlikle kaçının. Bel oyuğu kalçanın hemen üzerinden başlayan kesimler tercih edin. Elbisede dikkat etmeniz gereken nokta, göğüslerinizi belirginleştirmek, kalçanızı ise saklamaktır. En doğru model, bel hattı olan ama bele fazla oturmayan, kalça yuvarlağını çıkarmayan düz kesimlerdir. Diz altı etek boyu en ideal olandır.

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 sonraki